Ana Sayfa Emeğin Gündemi DDSB: Krizin ve Virüsün Bedelini Biz İşçiler Ödemeyeceğiz!

DDSB: Krizin ve Virüsün Bedelini Biz İşçiler Ödemeyeceğiz!

HABER MERKEZİ- Virüs salgınına ve evlerinizde kalın çağrılarına rağmen daha fazla kâr uğruna işçilerin sağlıksız koşullarda toplu bir biçimde çalıştırılmaya devam ettiğini belirten Devrimci Demokratik Sendikal Birlik (DDSB), yaptığı açıklamayla krizin ve virüsün bedelinin işçilere ödettirilmek istendiğini vurguladı. İşçiler için ücretli izinlerin, maddi desteklerin ve gerekli sağlık tedbirlerinin en kısa zamanda hayata geçirilmesi gerektiğini belirterek işçilerin, İtalya ve İspanya işçi sınıfı gibi gerektiğinde grev silahını kullanmasının zorunluluğuna değindi. Açıklamanın tam metni şu şekilde:

“Krizin ve Virüsün Bedelini Biz İşçiler Ödemeyeceğiz!

Dünya genelinde yaygınlaşan koronavirüs salgını Türkiye’de de kendini göstermeye başladı. Kapitalist-emperyalist sistemin krizi, yine bu sistemin sonucu olarak ortaya çıkan koronavirüs salgınıyla birleşerek kitlesel bir biçimde işçi sınıfı ve halk sağlığını tehdit eder boyuta gelmiştir. Hastanelerin ve sağlık kuruluşlarının sermayenin çıkarları doğrultusunda özelleştirilmesi ve insan sağlığının ‘piyasaya’ teslim edilmesi, işçi sınıfı ve halkın yeterli sağlık hizmetlerine erişimini de ortadan kaldırmıştır. Parası olmayanın sağlık hizmetinden yararlanamadığı ya da nitelikli bir tedavi göremediği koşullarda salgının sınıfsal niteliği de ortadadır. Kimi devlet yöneticileri ve ünlülerin salgına yakalanması üzerine virüsün sistemle bağlantısını ve en başta yoksulları tehdit eden niteliği gizlenmeye çalışılmaktadır. Devletlerin şirketleri kurtarmak için harcadığı çabalar ile çöken sağlık sistemlerini karşılaştırmak bile sermayedarların ve devletlerin önceliklerini anlamak için yeterlidir.

Ülkemizde sağlık sistemini teşhir edenlere, yeterli tedbirlerin alınmadığını ve koronavirüse dair gerçek bilgilerin gizlendiğini söyleyenlere gözaltı operasyonları yapıldı. Zayıf ekonomiye sahip sömürge ülke egemenleri gerçekleri zorbalıkla, tehditle, operasyonlarla, korku yaratarak bastırmaya çalışmaktadır. Hükümetin inandırıcı olmadığı, gerçekleri açıklamadığı, gerekli tedbirleri almadığı hastanelerden gelen bilgilerden ve Umre’den dönenlere yönelik tedbirsiz yaklaşımlarından görülmektedir. Her anlamda esnek, kuralsız, sağlıksız, güvencesiz çalışma ve yaşam koşullarını işçi sınıfı ve halka dayatanlar, salgın tehdidi karşısında da gerçekleri yansıtmayarak işçi ve halk sağlığını hiçe saymaktadırlar.

Hükümet 81 ilde çeşitli işletme ve mekânların faaliyetlerini geçici bir süreliğine durdurduğunu açıklamıştır. Hapishanedeki tutuklu ve hükümlülerin ziyaretlerininin kaldırılması, tutuksuz sanıkların davalarının belirsiz süreyle ertelenmesi, camilerde toplu namazların kaldırılması alınan diğer “tedbirler” arasındadır. Ancak fabrikalarda çalışan işçiler için hiçbir açıklama yapılmamıştır. “Kalabalıktan uzak durun” çağrıları üretim alanları dışında geçerlidir. Çünkü biz işçiler zaten daha fazla kâr uğruna güvencesiz, sağlıksız koşullarda çalışıyor, her gün iş cinayetlerinde yaşamımızı yitiriyoruz. Kimi işçiler ekonomik krizin açlığa mahkûm etmesiyle “işsizim, çocuklarım aç” diyerek kendini ateşe vererek intihar ediyor. Bizler bugün salgın hastalığın yaygınlaşmasıyla sermayenin sömürü ve kârının devam etmesi uğruna bir kez daha hastalık ve ölüme terk ediliyoruz.

Tekstil, metal, kimya, lastik fabrikalarında, madenlerde, şantiyelerde çalışma koşullarının yarattığı kirli ortamlarda burun buruna çalışıyoruz. Hâlihazırda birçok toz ve kimyasal maddeye maruz kalan işçilerin salgın koşullarında temiz bir ortam içerisinde çalışması gerçekçi değildir. AVM’ler başta olmak üzere insan yoğunluğunun fazla olduğu yerlerde işçiler yüzlerce kişiyle temas halinde bulunmakta, sağlık ve yaşamları riske atılmaktadır. Yoğun risk içerisinde bulunan sağlık emekçilerinin çalışma koşulları ise hem işçilerin hem de halkın sağlığının hiçe sayıldığını açık bir biçimde göstermektedir.  

Patronlar, tedbir almak bir yana dursun krizi fırsata çevirmeyi kendine kâr sayarak yurtdışından gelen ve koronavirüs şüphesiyle 14 gün evde kalması gereken işçilerin evde kaldıkları süreyi yıllık izinden kesmeye girişmiştir. Bu durum salgın koşullarında işçilerin yıllık iznine bile göz diken patronların salgının daha da yayılması durumunda göstereceği tepkiye ayna tutmaktadır. Bu nedenle koronavirüs tehditi altında bulunan tüm işkollarındaki işçiler ücretli izne çıkarılmalıdır. Çalışması zorunlu işkollarında tüm tedbirler en yüksek düzeyde alınmalı, işçilere koruyucu malzemeler sağlanmalı, işçilerin kullandığı ortak alanlar dezenfekte edilmeli, gerekli bilgilendirmeler yapılmalı, çalışma saatleri kısaltılarak revize edilmelidir. Çalışması zorunlu işkollarında okulların tatil edilmesiyle mağduriyet yaşayan çalışan anne ve babalara ücretli izinler sağlanmalıdır. Bu süreçte asgari ücretin açlık sınırı altında olması da göz önünde bulundurularak tüm işçilerin barınma, beslenme, ısınma, sağlık başta olmak üzere tüm temel ihtiyaçları ücretsiz karşılanmalıdır.

Bu taleplerin karşılanması için tüm devrimci-demokratik kesimler ve özelde ilerici sendikalar mücadeleyi yükseltmeli, krizin ve virüsün bedelinin işçi sınıfına ve halka ödetilmek istenmesine karşı sesini yükseltmelidir. Koronavirüs nedeniyle ölümler her geçen gün artarken işçi sağlığı ve iş güvenliği için üretimi durdurarak ve yavaşlatarak mücadeleyi yükselten İtalyan ve İspanyol işçiler ülkemiz işçi sınıfına da örnek teşkil etmektedir. Biz işçiler durumu kavramalı, üretimden gelen gücümüzü kullanmaktan geri durmamalıyız. Bizi işsizlik ve açlıkla terbiye edebileceklerini sanan patronlara ve patronların koruyucusu devlete, üreten ve yaratan gerçek gücün biz olduğumuzu göstermeliyiz. Emeğimizi, sağlığımızı, yaşamımızı hiçe sayarak kendi ekonomilerini ve kârlarını sürdürmeye çalışan asalak sınıflara karşı tutumumuz da sınıfsal olmalıdır. Ya biz duruma müdahale edecek, emeğimiz ve yaşamımız için üretimden gelen gücümüzü kullanacağız ya da krizin ve virüsün bedeli ağır bir biçimde bize ödettirilecek.

Bu noktada sendikaları da zorlamak, sendika bürokratlarının umursamaz ve uyuşuk tutumuna karşı mücadeleyi yükseltmek gerekmektedir. Bu virüs salgınıyla bir kez daha açığa çıkmıştır ki iki farklı sınıf çıkarı mevcuttur. Kriz de virüs de sınıfsaldır. Ya patronlar ya işçiler kazanacaktır. Bu mücadele, işçilere sömürü, hastalık ve ölümden başka bir şey sunmayan patronlar ve onların devletine karşı olduğu gibi işçi çıkarlarını savunmayan patron ve devlet işbirlikçisi sendika bürokratlarına da karşıdır.

Bilmeliyiz ki işçi sınıfına, elde ettiği haklar altın tepside sunulmamıştır, sunulmayacaktır da… Bugün virüs karşısında işçilerin talepleri de kendiliğinden gerçekleşmeyecektir. İşçi sınıfı haklarını, daha iyi çalışma ve yaşam koşullarını geçmişte olduğu gibi işi ve yaşamı pahasına direnerek kazanacaktır. Krizin ve virüsün bedelini biz işçiler ödemeyeceğiz.

Patronların kâr hırsına teslim olmayacağız!

Sağlık hakkımız, grev silahımız!

Yaşasın sınıf dayanışması!

Devrimci Demokratik Sendikal Birlik”