Ana Sayfa Bildiriler Mor-Kızıl Kolektif: “Dağların Kartalı” Rosa’ya ve Önderi Nubar’a Selam Olsun!

Mor-Kızıl Kolektif: “Dağların Kartalı” Rosa’ya ve Önderi Nubar’a Selam Olsun!

Mor-Kızıl Kolektif tarafından bir açıklama yayınlanarak 6-9 Eylül tarihlerinde Dersim Ovacık’ta yaşanan bombardımanda ölümsüzleşen Fadime Çakıl (Rosa) ve Erol Volkan İldem (Nubar) anıldı. “Rosa kadınlara  köleliği dayatan feodalizme ve erkek anlayışına karşı öfkesini, kadınların kurtuluşunun ancak sınıfsal mücadele ve devrimle mümkün olacağı kavrayışına dönüştürdü” ifadelerine yer verilen açıklama şu şekilde;

“Dünya halklarının emeğini sömürerek onları yoksulluğa ve açlığa mahkum eden; savaşlar, çatışmalar çıkararak masum halkların kanını döken emperyalistler, ne kadar çabalasalar da içinde bulundukları ekonomik ve siyasal krizi aşamamaktadırlar. Bu durumun ezilen kitlelerde yarattığı huzursuzluk, gelişen direnişler, sistemi daha baskıcı olmaya, kendilerine karşı olan her hareketi zor ve şiddetle bastırmaya itmektedir. Bu süreci neredeyse dünyanın her köşesinde gözlemlemek mümkündür. Türkiye gibi yarı-sömürge yarı-feodal ülkelerde ise emperyalizme olan ekonomik ve siyasal bağımlılık iyice pekişmekte, onlara dayatılan politikaların uygulanması için ezilenlerin emeği, ülkelerin her türlü kaynakları peşkeş çekilmektedir. Türk hakim sınıfları, gelişen toplumsal hareket ve direnişleri bastırmak için her türlü ekonomik, demokratik hakkı gasp etmekte, en küçük hak talebini azgın saldırılarla bastırmaktadır.

Gerek topyekün saldırıların gerekse de manipülasyonların önemli hedefi olan kadınlar ‘kutsal aile, kutsal annelik’ üzerinden faşist politikalara alet edilmektedirler. Erkek egemenliğinin, faşist ideolojisinin önemli bir bileşeni olarak yeniden üretildiği Türkiye’de her gün neredeyse üç kadın katledilmekte, kadın ve çocuklara şiddet, taciz, tecavüz, baskı her geçen gün daha da artmaktadır. Ama şu gerçeklik unutulmamalıdır. Ezilenin ezileni kadınlar kaderlerine boyun eğmemekte, kendilerine biçilen kadın rollerini reddetmekte kendilerini köleleştiren, sömüren sisteme ve onun bileşeni erkek egemenliğine karşı gelişen mücadelelerin en ön saflarında yerini almaktadırlar.

Bu direniş ve isyanların yarattığı olumluluk ve taşıdığı umut, sınıf mücadelesinin bütünlüğünü parçalara ayıran, ezilen sınıf, ulus, cins ve katmanların ortak hareket etme bilincini körelten çeşitli reformist ve burjuva akımlar için öğretici olmamakta, umutsuz havayı dağıtmaya yetmemektedir.  Bu gibi siyasal parti ve örgütlerin parlamentarizmden, seçimlerden, yasal düzenlemelerden, sözleşmelerden, sistem içi iyileştirilmelerden medet umduğu, uzlaşmacılığın kol gezdiği bir süreçten geçiyoruz. Kadın özgürlük mücadelesinin açmazlarının ve kadınlara yönelik saldırıların çözümünü küçük-burjuva kadın akımlarının yaklaşımıyla aşılacağına inanılan, egemen sınıfların yaptığı uluslararası anlaşmalara bel bağlayıp devrimci enerjiyi sistem içine taşıyan yaklaşımlar vardır. Bu sürecin diğer cephesinde ise güneş yüzlü, devrime sevdalı devrimciler ve onların yürüttüğü onurlu mücadeleler bulunmaktadır. Devrim için, işçi sınıfı ve emekçiler için, Kürt ulusal özgürlüğü için, kadınların özgürleşmesi için ve tüm ezilen katmanların kurtuluşu için büyük iddialar ve davaları birlikte omuzlayan kadınlar ve yanlarında erkek yoldaşları vardır. Mücadelelerini birleştiren, faşizme , ataerkiye, emperyalizme ve her türden gericiliğe karşı yan yana ve bir birini besleyip büyüterek kavgaya tutuşanlar var.

6-9 Eylül tarihinde Dersim’de TKP/ML Merkez Komite üyesi Nubar (Erol Volkan İldem) ve Dersim kadın komitesi üyesi, TİKKO birim komutanı Rosa (Fadime Çakıl) yan yana, omuz omuza, devrim için kadın erkek el ele şiarını haykırarak ölümsüzleştiler. Kavganın, kadın özgürlük mücadelesinin en anlamlılardan birisi Dersim’de iki komünistin ölümsüleşmesiyle gerçek anlamını buldu. Tıpkı ‘Devrimin Kartalları’ Rosa Lüksemburg ve Karl Liebknecht’in Almanya’da, Sabahat Karataş ile Taşkın Usta’nın Çifte Havuzlar’da, İvana Hoffmann ve Coşkun İnce’nin Rojava’da, Yılmaz Kes ve Sevda Serinyel ile Çiçek Botan ve Dilgeş Botan’ın Dersim’de, Ayfer Celep ve Kemal Tutuş’un Karadeniz’de, Halil Çakıroğlu ile Süheyla Dağdeviren’in Erzincan’da düşmana karşı ölümsüzlüğü birlikte kucaklaması gibi. Tıpkı Helin Bölek ile İbrahim Gökçek’in yüzlerce gün açlığı göğüslemesi tıpkı Nergiz Gülmez’le Muharrem Horoz’un zindan saldırısına karşı açlıkla ölümü kucaklaması gibi. İşte bizimkiler böyle kucaklıyor, kadın erkek el ele ideallerini, emekçilerin özgürleşmesi ve kadının özgürleşmesinin ortak kaderini.

İşte şimdi Rosa ve Nubar önder ve savaşçı olarak kavgayı aynı partide, sisteme ait tüm sınıfsal-ulusal-cinsel-inançsal çelişkileri devrim hedefiyle ele alan bir yaklaşımı ete kemiğe büründürüyorlar.

Rosa kadınlara köleliği dayatan feodalizme ve erkek anlayışına karşı öfkesini, kadınların kurtuluşunun ancak sınıfsal mücadele ve devrimle mümkün olacağı kavrayışına dönüştürdü. O gerillada kadının özgürleşme mücadelesini anlamlı kıldı. Kadın kimliğini gerilla ile tanımladı, kurtuluşu partisinin iktidarı alma iddiasıyla birleştirdi. Kadın Komitesi içinde, kadınların yaşadığı çelişkileri silahların eleştirel gücü ile çözmeye odaklandı. İyileştirmeyle, sistemiçi çözümlerle yetinmedi ve hedefi net bir şekilde işaret etti.

Nubar bir komünist olarak Yeni Demokratik Devrim, sosyalizm ve komünizm mücadelesine önderliği kuşanmıştır. Kadın-erkek el ele ancak ataerkinin tüm nedenlerini Yeni Demokratik Devrim, sosyalizm ve komünizm hedefi ile ortadan kaldıracak bir misyonu üstlenmiştir. Nubar bir komüniste yakışır şekilde, kadın yoldaşları ve Rosa ile donanmış, kadın mücadelesini ve Rosa’yı partisinin çizgisiyle donatmış ve mücadeleye bütünlük katacak anlamı ölümü birlikte kucaklarken yüklemiştir.

Rosa ve Nubar idealleri için, devrim için ölümsüzleşirken bizim açımızdan alınması gereken mesajı da vermiştir. Kadının kurtuluşunun ancak sisteme yönelmekle, ataerkiye topyekün savaş açmakla olanaklı olduğunu işaret etmişlerdir. Yan yana omuz omuza. Önder ve savaşçı, kadın ve erkek, Türk ve Kürt ve çeşitli milliyetlere mensup ezilen emekçi kimlikleriyle ve duruşlarıyla hedefe ulaşmanın yolunu çizmişlerdir.

Kadın özgürlük mücadelesini, sınıf mücadelesinden kopararak bireysel özgürlük ile sınırlayan, reformizmi toplumsal özgürlük mücadelesinin önüne çıkararak kavga kaçkınlığının yarattığı yozlaşmanın, çürümenin saflarında ilerleyenlerin olduğu bu süreçte, buna barikat olan Rosa ve Nubar’a selam olsun. Onların bu cüreti, ısrarı, kararlılığı devrim tarihinin sayfalarına yazıldı ve kuşaklara aktarılacaktır. Bizlere düşen de kadın özgürlük mücadelemizi onların yaktıkları devrim ve özgürlük ateşinin parçası yapmaktır. Onlar davaya bağlı oldukları kadar yoldaşlarına ve halka sonsuz bir güven içindeydiler. Bizler bu güveni her hücremizde hissetmeli ve örgütlü mücadelemizi büyütmeliyiz.

MOR KIZIL KOLEKTİF

20 EYLÜL 2020″